mehmet.com
tıp ve teknoloji günlüğü
Onun Sapı, Bunun Kökü!
Toplumsal kanser paranoyamız doruklara ulaştı. Aslında sadece kanser değil, hepimiz dünyaya kazık kakmaya kararlı olduğumuzdan, her türlü ölümcül hastalıktan ölesiye korkar durumdayız. Bu bana biraz da büyük depremlerden miras kalan post-travmatik stress bozukluğu gibi geliyor.
Değerli profesörlerimizden marifeti kendinden menkul (ve televizyon kamerası görünce salyalanmaya başlayan) bazı meslektaşlarıma kadar herkes, kitlesel psikolojiye verdikleri zararı hiç hesaplamadan başlıyorlar saymaya.
Onu yiyebilirsiniz. Bunu yiyemezsiniz. Şunu sadece mevsiminde yiyeceksiniz.
İş sadece yiyeceklerle kalsa bir derece. Cep telefonundan kağıt havluya yaşamı kolaylaştıran, yaşama kalite katan her türlü nesneye de savaş açılmış durumda.
Meslektaşlarımın kaygılarını aktarmak isteyişlerini anlıyorum. Anlayamadığım, bu kişilerin kişisel gözlemlerini, anektodal bilgileri sanki Tanrı’dan vahiy gelmiş gibi milyonlarca masum Türk’ün üzerine salıverişleri.
Sağlıklı yaşamak, kendine özen göstermek çok güzel. Ancak bunu, içinde bulunduğunuz ülkenin gerçeklerinden kopmadan yapabilmelisiniz. Daha doğrusu yapmak zorundasınız.
Zira alternatif gerçekler yaratıp, onların içinde sanal hayatlar kurmak biraz şizofrenik ve ziyadesiyle sağlıksız bir durumdur.
Bu bağlamda, musluklarından akan suyu içilemeyen bir ülkede yaşadığımızı, sıradan bir gün içerisinde defalarca trafik magandaları tarafından ezilme tehlikesi atlattığımızı, koruyucu hekimlik hizmetleri sunulmadığından senede on binlerce insanımızın rutin kontrollerle erken tehşis ve tedavi edilebilecek hastalıklardan yaşamını yitirdiğini, her yağmurda septik sistemlerin sokaklara taştığını, hala fosur fosur sigara içiyor oluşumuzu (belki bu bir tür toplu intihardır) unutmamalı.
Bu listeyi uzattıkça uzatabiliyorum. Ne yazık, sonu gelmiyor.
Durum yukarıda resmedilen iken, siz patlıcanı istediğiniz ayda yiyebilir, domatesi anatomisini incelemeden yutabilir, hatta dilerseniz abartarak cep telefonunuzu başınızın yan tarafına çepeçevre koli bantı ile tutturabilirsiniz.
Zira yaşamlarımızı uzattığı, bizi hastalıklardan koruduğu kesinlikle sabit olan yukarıda saydığım ve devletin sunmakla yükümlü olduğu temel hizmetlerdir.
Yoksa, ne pipili dolmalık biberlerden uzak durmanın, ne de buzdolabına konunca uzayan salatalıkları görünce aksi yönde kaçmanın ömrü uzattığına veya kalitesini artırdığına ilişkin ciddiye alınacak bilimsel bir kanıt yoktur.
Bilimin öldürülmeye çalışıldığı ülkemizde anektodlar bazında konuşmak gelenek haline geldiyse ben de bu geleneğe aşağıdaki gözlemle katkıda bulunayım.
Türlü kötü beslenme alışkanlığının alabildiğine yaygın olduğu, dahası senelerdir tarım verimini kimyasallarla artıran Amerika Birleşik Devletleri’nde ortalama yaşam beklentisinin ülkemize göre epeyce (yanılmıyorsam 10-15 yıl) yüksek oluşu, uzun yaşamanın organik beslenmeye endekslenmemesi gerektiğine de işaret etmektedir.
Neden söylüyorum bütün bunları? Kendinizi kahretmeyin, organik yiyeceğim, keten tohumu tüketeceğim diye bütçenizi çökertmeyin diye. Neyi ne zaman yemeli diye psikolojinizi bozmayın diye.
Kendinize gerçekten dikkat etmek ve sağlıklı kalmak istiyorsanız, kendinize bir hekim edinin ve o hekimle kişisel bir ilişki geliştirin. Her sene, bilemediniz iki senede bir, herhangi bir rahatsızlığınız olmasa da hekiminize görünün.
Hangi yaşlarda, hangi tarama teslerinin uygun düşeceğini öğrenin ve o zaman geldiğinde doktorunuza bunu hatırlatın. Sağlıklı beslenin. Sigara içmeyin. Haftada üç kez bile olsa otuz dakika hızlı hızlı yürüyün.
Bir de, kaderinize sahip çıkın. Sivil toplum örgütlerinde aktif rol alıp, sağlık politikalarının değişmesi için lobi yapın. Yerel yönetimlerinizden daha fazlasını isteyin.
Bunu kendiniz için olmasa bile gelecek nesiller, çocuklarınız için yapın. Çok geç olmadan.
Olgu Sunumu
Neredeyse yazdığımı bile unuttuğum bir olgu sunumu Türk Geriatri Dergisinde yayınlandı bu hafta!
Anneniz Ne Yedi
Kadınların gebe kalmadan önceki dönemdeki beslenme biçimi, doğacak bebeğin cinsiyetini etkileyebiliyormuş.
En azından istatistiki olarak.
Beni dövmeyin, Proceedings of the Royal Society B dergisinde geçenlerde yayınlanan bir çalışmanın yalancısıyım.
23 Nisan Kutlu Olsun
23 Nisan Ulusal Eğemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun!
7 Yanlış
Margarin sanayicilerine kızgınım. Aslında hepimiz kızmalıyız, kâr uğruna, toplumu sağlıksızlaştırma pahasına bir dezenformasyon kampanyası düzenledikleri için.
Bugünlerde her yerde karşımıza çıkan “7 Gerçek” kampanyasından sözediyorum. Geçen gün bu konudan bahsetmiştim ama hızımı alamayarak o sözde ve en az margarin kadar yapay gerçekler hakkında görüşlerimi dile getirmek istedim.
1. Gerçek / Yanlış: Margarin Tamamen Bitkisel Yağlardan Üretilir.
Peki, üretim sırasında bitkisel yağların başına neler gelmektedir? Önce, sıvı yağ hidrojenize edilerek karbon bağları doyurulur ve ortaya, yediğinizde kolesterolünüzü yükselten ve damarlarınızı tıkayan doymuş katı yağ, yani margarin çıkar. Üretim sırasında margarine katılan yanlızca hidrojen değildir. Boya, nişasta, tuzlu su, süt proteini, yapay aromalar, emülsifikatörler, stabilizatörler, koruyucu maddeler de margarinin tüketilebilecek tat, koku ve görüntüyü kazanması için gereklidir.
2. Gerçek / Yanlış: Margarin Kolesterol İçermez.
Tamamen sıvı yağlardan üretilmişse evet. Ancak daha önemli bir gerçek de doymuş yağ (margarin) tükettiğinizde kan kolesterol değerlerinizin artığıdır. Hatta doymuş yağların kan kolesterolünü, kolesterol içeren besinlerden daha fazla yükselttiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
3. Gerçek / Yanlış: Margarin Trans-Yağ İçermez.
Trans-yağlar, kısmen hidrojene olmuş yağlardır ve margarin üretiminde kullanılan hidrojenizasyon işleminin doğal sonucu ve bir yan ürün olarak ortaya çıkarlar. Bu anlamda, margarinler için trans-yağ içermez demek, düpedüz yalan söylemektir.
4. Gerçek / Yanlış: Margarin, Beslenme Çeşitliliğine Katkı Sağlar.
20. yüzyıl başlarında sağlık çevreleri tarafından “Zararlı Kimyasal” kategorisinde değerlendirilen bir kimyasal ürünü besin olarak görüyorsanız, size afiyet olsun.
5. Gerçek / Yanlış: Margarin Omega 6 ve Omega 3 Yağları İçerir.
Omega 6 ve Omega 3′ün sağlık faydalarına kafasını yoran birinin margarin tüketmesi abesle iştigal değil midir? Kalp damar sağlığınız için “içinde omega yağ asidleri var” diyerek katı yağ tüketmeyeceksiniz herhalde.
6. Gerçek / Yanlış: Margarinde A ve D Vitaminleri Bulunur.
A ve D vitaminleri daha pek çok yerde bulunur. Aynen 5. Gerçek gibi, vitamin alacağım diye katı yağ tüketmek son derece mantıksızdır. Hangi vitamini nereden temin edebileceğini http://www.realage.com.tr/RealAgeInternational.Web/racafe/vitnut.aspx adresinden öğrenebilirsiniz.
7. Gerçek / Yanlış: Margarin İyi Bir Enerji Kaynağıdır.
Çağımızın hastalığı aşırı şişmanlık veya tıbbi adıyla obezitedir. Şişmanlığın en önemli nedenlerinden biri gereğinden fazla enerji içeren besinleri tüketmek ve yeterince enerji harcamamaktır. Dünya toplumlarının iyi enerji kaynaklarından çok, ihtiyaçları olmadığı halde aldıkları enerjiyi tüketmek için yeni stratejilere ihtiyaçları var.
Bu bağlamda, bu kampanyada finansal kazanç uğruna konu mankeni olan Neşe Erberk, Ayşe Baysal, Selahattin Dönmez ve Taylan Kümeli’nin meslek etiğini çok iyi sorgulamak lazım.
Bir de bu reklamlarda neden bir tek tıp doktorunun rol almadığını (ya da rol almaya ikna edilemediğini) araştırmak…
w3c