Çocuklar İğneden Korkmakta Haklı!

Pediatrik konulara fazlaca girmesem de, Pediatrics’de yayınlanan Optimal Intramuscular Needle-Penetration Depth başlıklı makaleye değinmeden günü sonlandırırsam geleceğimizin güvencesi çocuklara haksızlık etmiş olurum herhalde.

Makale, Centers for Disease Control’un çocuklara intramusküler enjeksiyon için önerdiği iğne boyları ile aşırı-penetrasyon ve periost / kemik hasarı ilişkisini incelemiş.

Sonuçlar 6 yaşına kadar bebek ve çocuklarda CDC’nin de önerdiği iğne boyu olan 7/8 ila 1 inçlik (2.54 cm) iğnelerin kalçadan intramusküler uygulama için oldukça güvenli olduğunu, ancak omuzdan intramusküler uygulama için yine CDC’nin önerdiği 5/8, 7/8 ve 1 inçlik iğnelerin sırasıyla %11, %55 ve %61 aşırı penetrasyon riski taşıdığını gösteriyor.

Aşı günlerinde huysuzlanan çocuğunuza şimdi hak veriyorsunuzdur herhalde.

Kaynakça

Optimal Intramuscular Needle-Penetration Depth

Etiketler: , , ,

Fat Camp

Muzaffer Kuşhan’ın fat camp tutsakları ATV ana haberde “üç haftada 12 kilo verdim, birbuçuk ayda 19 kilo kaybettim, haftada ortalama 5 kilo veriyoruz,” şeklinde saçmalıyorlardı az önce.

Yanlarındaydı Muzaffer bey. Bu bilimsellikten uzak iddiaları başını pişkince sallayarak onaylıyordu. Gelin sizinle şöyle bir hesap yapalım en basitinden. Bir haftada 4 kilo yağ yakmak ne kadar mümkündür görelim.

Haftada 4000 gram vermek günde 571 gram vermek demek. 1 gram yağ 9 kcal enerji depoladığına göre 571 gram yağ yakmak için günlük gereksinimimden 5139 kalori az tüketmem lazım.

Böyle birşey mümkün olamayacağına göre kaba bir hesapla benim günlük enerji ihtiyacımın 1900 kcal olduğunu düşünülürse, haftada 4 kilo vermek için bir şekilde günde 7039 kcal yakmalıyım.

Peki o kadar kaloriyi nasıl yakarım?

Saatte 15-25 kilometre hızla durmaksızın 12 saat bisiklete binebilirim, ya da hiç durmadan 6 saat koşarak merdiven tırmanabilirim.

Hem de aç karnına!

Sanırım anlatabildim derdimi.

P.S. 23 Ağustos 2008 gecesi, yukarıdaki yazıya ilham olan haberin üzerinden üç buçuk ay sonra bu kez de Fox ana haber bülteninde yayınlandı. Hayırlı işler.

Etiketler: , ,

Onun Sapı, Bunun Kökü!

Toplumsal kanser paranoyamız doruklara ulaştı. Aslında sadece kanser değil, hepimiz dünyaya kazık kakmaya kararlı olduğumuzdan, her türlü ölümcül hastalıktan ölesiye korkar durumdayız. Bu bana biraz da büyük depremlerden miras kalan post-travmatik stress bozukluğu gibi geliyor.

Değerli profesörlerimizden marifeti kendinden menkul (ve televizyon kamerası görünce salyalanmaya başlayan) bazı meslektaşlarıma kadar herkes, kitlesel psikolojiye verdikleri zararı hiç hesaplamadan başlıyorlar saymaya.

Onu yiyebilirsiniz. Bunu yiyemezsiniz. Şunu sadece mevsiminde yiyeceksiniz.

İş sadece yiyeceklerle kalsa bir derece. Cep telefonundan kağıt havluya yaşamı kolaylaştıran, yaşama kalite katan her türlü nesneye de savaş açılmış durumda.

Meslektaşlarımın kaygılarını aktarmak isteyişlerini anlıyorum. Anlayamadığım, bu kişilerin kişisel gözlemlerini, anektodal bilgileri sanki Tanrı’dan vahiy gelmiş gibi milyonlarca masum Türk’ün üzerine salıverişleri.

Sağlıklı yaşamak, kendine özen göstermek çok güzel. Ancak bunu, içinde bulunduğunuz ülkenin gerçeklerinden kopmadan yapabilmelisiniz. Daha doğrusu yapmak zorundasınız.

Zira alternatif gerçekler yaratıp, onların içinde sanal hayatlar kurmak biraz şizofrenik ve ziyadesiyle sağlıksız bir durumdur.

Bu bağlamda, musluklarından akan suyu içilemeyen bir ülkede yaşadığımızı, sıradan bir gün içerisinde defalarca trafik magandaları tarafından ezilme tehlikesi atlattığımızı, koruyucu hekimlik hizmetleri sunulmadığından senede on binlerce insanımızın rutin kontrollerle erken tehşis ve tedavi edilebilecek hastalıklardan yaşamını yitirdiğini, her yağmurda septik sistemlerin sokaklara taştığını, hala fosur fosur sigara içiyor oluşumuzu (belki bu bir tür toplu intihardır) unutmamalı.

Bu listeyi uzattıkça uzatabiliyorum. Ne yazık, sonu gelmiyor.

Durum yukarıda resmedilen iken, siz patlıcanı istediğiniz ayda yiyebilir, domatesi anatomisini incelemeden yutabilir, hatta dilerseniz abartarak cep telefonunuzu başınızın yan tarafına çepeçevre koli bantı ile tutturabilirsiniz.

Zira yaşamlarımızı uzattığı, bizi hastalıklardan koruduğu kesinlikle sabit olan yukarıda saydığım ve devletin sunmakla yükümlü olduğu temel hizmetlerdir.

Yoksa, ne pipili dolmalık biberlerden uzak durmanın, ne de buzdolabına konunca uzayan salatalıkları görünce aksi yönde kaçmanın ömrü uzattığına veya kalitesini artırdığına ilişkin ciddiye alınacak bilimsel bir kanıt yoktur.

Bilimin öldürülmeye çalışıldığı ülkemizde anektodlar bazında konuşmak gelenek haline geldiyse ben de bu geleneğe aşağıdaki gözlemle katkıda bulunayım.

Türlü kötü beslenme alışkanlığının alabildiğine yaygın olduğu, dahası senelerdir tarım verimini kimyasallarla artıran Amerika Birleşik Devletleri’nde ortalama yaşam beklentisinin ülkemize göre epeyce (yanılmıyorsam 10-15 yıl) yüksek oluşu, uzun yaşamanın organik beslenmeye endekslenmemesi gerektiğine de işaret etmektedir.

Neden söylüyorum bütün bunları? Kendinizi kahretmeyin, organik yiyeceğim, keten tohumu tüketeceğim diye bütçenizi çökertmeyin diye. Neyi ne zaman yemeli diye psikolojinizi bozmayın diye.

Kendinize gerçekten dikkat etmek ve sağlıklı kalmak istiyorsanız, kendinize bir hekim edinin ve o hekimle kişisel bir ilişki geliştirin. Her sene, bilemediniz iki senede bir, herhangi bir rahatsızlığınız olmasa da hekiminize görünün.

Hangi yaşlarda, hangi tarama teslerinin uygun düşeceğini öğrenin ve o zaman geldiğinde doktorunuza bunu hatırlatın. Sağlıklı beslenin. Sigara içmeyin. Haftada üç kez bile olsa otuz dakika hızlı hızlı yürüyün.

Bir de, kaderinize sahip çıkın. Sivil toplum örgütlerinde aktif rol alıp, sağlık politikalarının değişmesi için lobi yapın. Yerel yönetimlerinizden daha fazlasını isteyin.

Bunu kendiniz için olmasa bile gelecek nesiller, çocuklarınız için yapın. Çok geç olmadan.

Etiketler: , , ,